HEP'ten HDP'ye Türkiyelileşme

 
Cuma Çiçek 
 
Radikal 2, 11/05/2014
 
 
‘HDK-HDP-DTK- BDP yeniden yapılanıyor”. Özgür Gündem gazetesi, PKK -KCK lideri Abdullah Öcalan ile 17. toplantıyı gerçekleştiren heyette yer alan İdris Baluken’le yaptığı söyleşiyi bu başlıkla paylaştı. Nitekim görüşmeden hemen sonraki gün 28 Nisan 2014’te BDP’li vekiller toplu halde HDP’ye katıldılar. HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü yapılan törende BDP’li vekillerin HDP’ye geçişini şöyle değerlendirdi: “Biz sadece bir partiden ötekine geçmiyoruz. Sadece yer değiştirmiyoruz. Aynı zamanda yeni bir stratejiyi Türkiye siyasetine taşıyoruz. Sıradan bir adım, sıradan bir hamle değil. Bu stratejik bir hamle.”
 
İdris Baluken’in aktardığına göre Öcalan, “HDP’nin bütün Türkiye halklarını kucaklayan, sistemin ötekileştirdiği bütün kesimleri içerecek … yani Alevilere, sol, sosyalist çevrelere, Müslüman demokratlara, liberal demokratlara, Türkiye’deki yoksul kesimlere, işsiz kesimlere, işçilere, emekçilere ulaşabilecek bir kitle partisi” olarak yeniden yapılanmasını öneriyor. Öcalan’a göre, “BDP’nin (de) özerklikle ilgili kadro yetiştiren, siyaset akademileri kuran, halkı eğiten ve özerkliğin pratik örgütlenmesini yapan bir mekanizmaya kavuşması” gerekiyor. Bu anlamda “BDP’de yer alacak ve bu çalışmaları yürütecek olanların hiçbir mevki ve kariyer beklentisi olmayan, kendisini adayan kadrolardan oluşması” önem arz ediyor.

Anlaşıldığı kadarıyla, BDP yerel ve genel seçimlere katılmayan, bölgesel ölçekte demokratik özerkliği inşa etmeyi misyon edinen bir parti olarak yeniden yapılanacak. Öte yandan HDP, Türkiye ölçeğinde sınıf partisi olmamakla birlikte sosyal politikayı merkeze alan, kimlik siyasetlerinde (dinsel, mezhepsel, etnik, ulusal, vb.) özgürlükçü, toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen, çevre ve ekoloji politikalarına önem veren bir muhalefet hareketini inşa etmeye yönelecek, bu temelde yeniden yapılanacak.

Açık ki, bu karar hem Kürt siyasetinde hem de Türkiye siyasetinde önemli sonuçlar doğuracak ve uzun bir süre gündemimizi meşgul edecek. Bu kararın sonuçlarını başka bir yazıya bırakarak, bu yazıda yeniden yapılanma amacıyla kongreye gidecek olan BDP’nin ve öncüsü olduğu HDP’nin gelişimini engelleme potansiyeli bulunan birkaç noktanın altını çizmek istiyoruz.


Yapılmayan muhasebe


Her şeyden önce bugün yapılmak istenen şeyin yeni olmadığını vurgulamak gerek. Kürt legal siyaseti, 1990’larda kurulan Halkın Emek Partisi’nden (HEP) bu yana sadece Kürtlerin partisi olmadıklarını, Türkiye partisi olduklarını ısrarla vurguladı. Tüm çabalara ve ısrara rağmen, HEP’ten BDP’ye 24 yıllık siyasal demokratik tecrübe içerisinde legal Kürt siyaseti, Türkiye ölçeğinde örgütlenen ve Kürtler dışında farklı kesimlerden oy alabilen bir partiye dönüşemedi. Açıkça kabul edilmese bile bir Kürt partisi olmaktan öteye gidemedi. Bugün eğer HDP ile Türkiye ölçeğinde bir muhalefet hareketi yaratılmak isteniyorsa ve Kürt hareketi bu ana muhalefet hareketinin ana bileşenlerinden biri olarak yeniden yapılanacaksa, her şeyden önce bu 24 yıllık tecrübenin bir muhasebesini yapmak gerek. Tüm ısrar ve çabalara rağmen Kürt ve Türk muhalefetinin niye birleşemediğinin, HEP geleneğinin bir Kürt partisi olmaktan öteye niye gidemediğinin bir analizini yapmak lazım. Zira, HDP’nin Kürtlere ve Türkiye kamuoyunun geneline geçmiş deneyimden farklı olarak ne sunduğu ve geçmişte yapılamayanı nasıl yapacağı hâlâ cevaplanmayan sorular olarak duruyor.

İkinci olarak, Kürt hareketinin söylem ve eylemi arasında dikkate değer bir tutarsızlığının olduğunu belirtmek gerekir. Söylemsel düzeyde, Kürt hareketi merkeze karşı yerelin/bölgenin özerkliğini talep ediyor, bunu da yerelin özgünlüğüne, kendini yönetme hakkına vurgu yaparak gerekçelendiriyor. Daha açık bir ifadeyle, demokratik özerklik projesi yerellik, yerindenlik, katılım, kendini yönetme hakkı gibi değerler üzerinden savunuluyor. Öte yandan, Kürt hareketindeki siyaset yapma biçiminin, politika belirleme mekanizmalarının, kurumsal/örgütsel yeniden yapılanma süreçlerinin büyük oranda merkeziyetçi bir tarzda yürütüldüğü iddia edilebilir. 20 yıldan fazla bir deneyim olmasına rağmen, Kürt legal siyaseti, Türkiye ölçeğinde referans olabilecek içsel farklılıkların kendisini ifade edebileceği ve yönetebileceği yerel, katılımcı, demokratik kurumsal yapılanmaları ve karar süreçlerini inşa edebilmiş değil.

Kürt hareketi çok-katmanlı ve çok-alanlı örgütsel ağlara dayanan bir halk hareketi ve çok dinamik yerel örgütlenmelere sahip olmasına rağmen, hem Kürt siyaseti hem de Türkiye siyaseti bağlamında önemli sonuçlar doğuracak olan BDP-HDP’nin yeniden yapılanması kararı, demokratik karar mekanizmaları işletilmeden merkezi karar organları tarafından alındı ve dikkate değer bir tartışma yapılmaksızın kamuoyuna duyuruldu. Mevcut durumda alınan kararın tabanda belli ölçülerde yarattığı rahatsızlık büyük oranda bu merkeziyetçi siyaset yapma biçiminden kaynaklanıyor.

90’ların gölgesi

Üçüncü olarak, 90’ların gölgesinden bahsetmek gerekir. “Kürdistan sömürgedir” tezinden yola çıkarak uzun süreli halk savaşı stratejisiyle bir ülke ve ulus inşa etmeye girişen PKK’nin, 1990’lı yıllarda Kürtlerin yaşadığı büyük toplumsal felaketin muhasebesini yeterince yapmadığı, bu konuda halkla helalleşmediği söylenebilir. Kaybedilen on binlerce can, yakılan-yıkılan binlerce köy, bir gecede evlerini-yurtlarını terk etmek zorunda kalan ve metropollerin varoşlarında temel ekonomik ve sosyal haklardan mahrum yaşamaya mahkum edilen milyonlar, onbinleri bulan siyasi tutsaklar ve mülteciler, ekonomik, sosyal ve mekânsal yıkım yaşayan Kürt köyleri ve kentleri gibi yaşanan büyük toplumsal felaketin görünen yıkımları bile geçen yıllara rağmen daha onarılabilmiş değil. Büyük toplumsal felaketin mağdurları tüm yaralarıyla birlikte orta yerde duruyor. Nitekim, BDP-HDP’nin yeninden yapılandırılmasından sonra sosyal medyada dile getirilen “Bu Türkiyelilik o kadar güzel, o kadar doğru bir şeydi madem, bu kadar insan niye canından oldu?” sorusu bu helalleşme ihtiyacını ortaya koyuyor.

Silahların ağırlığı

“Bu kadar insan niye canından oldu?” sorusu, en az bu soru kadar önemli başka bir soruyu da getiriyor: Niye silahlı mücadele? Açıkçası, bir yandan yerel yönetimler özerklik yasası talep edip Kürt meselesini yerelleşme ve özerklik üzerinden çözmeye çalışmak ve HDP üzerinden Türkiye ölçeğinde muhalefet hareketi inşa etmeye yönelmek, bir yandan da silahlı mücadeleye devam etmek çelişkili bir durum olarak ortada duruyor. PKK’nin silahsızlanması sağlanmadan ve Kürt meselesine demokratik, barışçıl “asgari” bir çözüm bulunmadan, belki politik Kürt bölgesinin özerkleşme süreci siyasi gündem, aktörler ve dinamikler bağlamında derinleşebilir, ancak HDP’nin Türkiye ölçeğinde bir muhalefet hareketine dönüşmesi sağlanamaz. Bu durumda akla başka bir soru geliyor: BDP ve HDP’nin yeniden yapılanması silahsızlanmanın ön hazırlığı mı?